O YIL
O YIL
Bu sefer de öyle oldu. Kasım 2025 tarihinde yayınlanan O Yıl isimli romanını Ocak ayının ortalarında alıp okudum. Dört yüz yedi sayfalık roman neredeyse bir solukta bitti. Hem dil hem de içerik harikulade idi doğrusu. 1915 yılına denk gelen olaylar doğal olarak Çanakkale Savaşı ve Ermeni meselesini konu alıyordu. Roman daha çok Ermeni meselesini işliyor.
Evet, Ermenilerin Talat Paşa ve Enver Paşa politikalarıyla nasıl bir zülüm yaşadığının fotoğrafını detaylı bir şekilde işliyor bu romanda Ahmet Altan. Roman kahramanı Efronya bu mezalimin küçük bir fotoğrafı olarak ele alınıyor.
Malum roman türü gerçek veya gerçeğe yakın olayları konu alır. Ahmet Altan da bu romanda kendi düşünce dünyasındaki Çanakkale Savaşı’nı ve Ermeni Meselesini ele alıyor. Bir bakıma açıkça yazamadığı/ifade edemediği bu iki meseleyi roman kahramanları üzerinden dile getiriyor. Ragıp Paşa ve Efronya romanın asıl kahramanları olarak bu mevzuları dillendiriyor. Çok duygusal bir atmosfer var romanda. Özellikle Ermenilerin Anadolu’dan Suriye-Halep çöllerine yolculuğunda yaşadıkları bir hayli dramatize ediliyor. Talat Paşa‘nın yanlış politikalarının bir imparatorluğu çökerttiğinin altı çiziliyor bir bakıma. Teferruatlı bir tarih anlatısı var bu romanda.
Tabii haklı tarafları olabilir Ahmet Altan'ın. Ancak sorulması gereken sorular var. O da; Ermenilerin doğuda Ruslarla birlik halinde Müslüman halka yaptıklarının görmemezlikten gelinmesi… Neden bu hadiselerin de yaşandığının irdelenmesi yapılmıyor? Madalyonun bir tarafı gösteriliyor, öteki tarafı gizlendiriliyor. İki tarafı da ortaya koymak lazım. Ahmet Altan‘dan aynı açık yüreklilikle madalyonun öteki tarafını da bir roman bütünlüğünde yazmasını isterim. Aksi takdirde tek taraflı bir bakış olur ki; bu son derece yanıltıcı olur.
II.
“Dünyayı yoktan var eden bu Tanrı’yı yaratan bir başka tanrı olsaydı, insanları böyle yarattığı için onu kendi cehenneminde yakardı.”
Ahmet Altan’ın Everest Yayınları’ndan Kasım 2025 tarihinde çıkan “O YIL” isimli romanı bu cümleyle başlıyor.
Peki burada suçlu tanrı mı yoksa insan mı? sorusu ayrı bir tartışma konusu olarak burada dursun.
Sıradışı bir yazar olan Ahmet Altan’ın düzyazıları özellikle de denemelerindeki üslubu romanlarının fersah fersah önünde. Fikrini-zikrini bir kenarda tutacak olursak Altan özellikle de kullandığı dil itibariyle günümüzün yaşayan önemli edebiyatçı yazarlarından. Romanları da bu gözle irdelendiğinde hem kurgu hem de üslup olarak okuyanı peşinden sürükler. Çanakkale Savaşı ve Ermeni sorunu çerçevesinde gelişen olayları konu alan O Yıl romanı da aynı heyecanı koruyor. Öyle ki bu romanda hayatı, Ermeni asıllı Efronya’nın ölülerle konuşmasından öğreniyoruz bir parça.
“Hayatı ölülerden öğreneceksin... Yaşayanlar hayat hakkında bir şey bilmiyor çünkü,” demişti bir keresinde Efronya. Kapısına ailesinin hizmetkârlarından birinin bıraktığı konserveleri yiyerek, dedesinden kalan eski usul entarisiyle odalardan odalara dolaşarak yaşadığı bu ıssız konakta yalnızca ölüleriyle konuşuyordu. Hayattan, canlılardan, bugünden vazgeçmiş, daima ileriye gitmek zorunda olduğu söylenen zamanın hoyrat zorbalığından kurtulmuştu, istediği her şeyi görebildiği, bütün sırları çözebildiği geçmişin içinde zamana hükmederek dolaşıyordu.”
Çünkü;" “Ben her ruhun kendisine ait bir kokusu olduğuna inanırım,” diyordu Efronya.
Evet, tam da böyle!….
III.
“Sana
verilerini almak sana verene aittir.” 20
“Tanrı’ya
karşı dürüst olan herkese karşı dürüsttür.” 21
“Ben
her ruhun kendisine ait bir kokusu olduğuna inanırım.”22
“Mazinin
kime faydası var, geçmiş gitmiş. Sönmüş ateşten kor çıkmaz.”26
“Bu iktidar ne zehirli bir bitki Allah’ım. Yiyen
iflah olmuyor, canavara dönüyor.” 140
“Tanrı
sükûnettir. Sükûnet kaybolduğunda tanrı da kaybolur.” 282
Yorumlar
Yorum Gönder