ÖYLE GEÇER Kİ ZAMAN
ÖYLE GEÇER Kİ ZAMAN
15.04.2020
Çinliler birbirlerine beddua ettiklerinde; "olağanüstü zamanlarda yaşayasınız" derlermiş. Doğrudur, sanki birileri bize beddua etmiş gibi olağanüstü zamanlardan geçiyoruz. Hem de öyle böyle değil!...
Böyle bir halet-i ruhiye içerisinde tanıştım Teoman Durali ile. İlkin Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. -Onunla özdeşlesen bir kitabının da ismi olan Çağdaş İngiliz-Yahudi Küresel Medeniyeti; "İngiliz ile Yahudi'nin izdüşümünden" doğmuş, o da ABD...- Söz konusu nehir söyleşi kitabının sonlarına doğru zaten bu kitabın doğuş serüvenini anlatıyor uzun uzun.(s:482-483) Daha sonraları ise birbirinden değerli diğer eserleri ile tanıştım. En son ise nehir söyleşilerini bir kitap bütünlüğü içinde okumak nasip oldu. Kendisi ile merhum Akif'e verilen vefa ödül töreninde yüz yüze konuşma imkanı buldum. Her tarafından nezaket akıyordu, bir o kadar da tecrübe...
Öyle Geçer ki Zaman nehir söyleşi kitabında tecrübeyle yoğrulmuş o kadar kıymetli anekdotlar var ki: hangi birisine değinsem diye şaşırıyor insan. Belki de son zamanlarda en fazla altını çizdiğim kitaplardan biri oldu. Altını çizdiğim o cümlelerin bir kısmını günlük defterime aktarmama rağmen günlüklerimi düzenlerken ,en fazla sayfa yazdığım günlüklerden biri olduğunu gördüm.
Durali'nin de en çok muzdarip olduğu konulardan biri eğitim hiç şüphesiz. Bakın bu konuda ne diyor:
"Bir medeniyetin infaz edilmesi öncelikle eğitim ile mümkündür. Eğitim sisteminin dayandığı zemin ise dildir. Milletlerin kültür genetikleri dilleri ile yazılarıdır. Birinci Dünya Savaşının sonuna gelindiğinde eğitim sistemi baştan aşağı değişiyor. Ve kararlaştırıldığı üzere Osmanlı Devleti le birlikte Türklük berhava ediliyor. İslam medeniyetinin infazı da tamamlanıyor bu şekilde." (s:125)
Ve yine dil ile ilgili de şu önemli tespitte bulunuyor söyleşinin başka bir yerinde;
"...dil toplumun manevi kültür hazinesidir. dili ortadan kaldırmak, toplumu öldürmek demektir. "(s:240)
Devamında ise Cumhuriyetin kuruluşu ve onu takip eden yıllarda kelimenin tam anlamıyla bir "kültür soykırımı" yaşandığından bahsediyor Durali.
O günleri şu yaşanmış olayla resmediyor zihnimize;
Eşek çobanının oğlu İran Şahı Rıza Pehlevi Cumhuriyetin ilk yıllarında M. Kemalin misafiri olarak Türkiye'ye geliyor. Aralarında geçen bir diyalog son derece önemlidir. M. Kemal, Rıza Pehlevi'ye; yeni bir rejime geçtiklerini neden kendileri gibi yazıyı değiştirmediğini sorduğunda o eşek çobanının oğlu olan Rıza Pehlevi'nin cevabı son derece şaşırtıcıdır:
"Biz yazıyı değiştirirsek Firdevsi'yi, Hafız'ı, Sadi'yi, Mevlana'yı, Ömer Hayyam'ı nasıl okuyacağız?" (s:24)
Evet, olay bundan ibarettir. Nokta.


Yorumlar
Yorum Gönder