BANA ÖĞRETMENİNİ SÖYLE

BANA ÖĞRETMENİNİ SÖYLE





10.01.2022

Bir ilahiyatçı olmasına rağmen bizim onu daha

çok sıkı bir şair-yazar-edebiyatçı olarak tanıdığımız bir isim...

Üstüne bir de öğretmenlik kimliği var. ‘Çaktırmadan Öğretme

Metodu’nun da (Ç.Ö.M.) mucidi olan Hüseyin Akın’dan bahsediyoruz.

Eğitim-öğretime tam zamanında ve de yerinde bir kitapla

yetişti. Ama sözü eğip bükmeden daha çok kendi öğrencilik

ve öğretmenlik serüveninden yola çıkarak bir tespit-teşhis

ve çözüm önerileri-yol haritasını bir kitap bütünlüğü içinde

önümüze koyuyor Hüseyin Akın. Adeta açık-seçik bir manifesto

özelliği taşıyan kitabın ismi ise; ‘Bana Öğretmenini Söyle’…

Kitap ismi bile bugün yaşadığımız eğitim-öğretim sorununa

esaslı bir teşhis koyma ve çözüm kapısı aralama hususunda

başlı başına bir ilham ve ufuk veriyor zaten. Lakin bu

durum gene de kitabı okumamak için bir mazeret değil. Aksine

her eğitimci-öğrenci-veli ve öğretmenin mutlaka altını

çize çize okuması gereken bir reçete adeta bu çalışma.

Zaten kitabı elinize aldıktan sonra siz istemeseniz de kitap

sizi çekiyor ve bir solukta okuyuveriyorsunuz. Bende de

öyle oldu işin doğrusu. 

Tabii eğitim öğretim deyince zihin öğretmenlere ve dolayısı

ile okullara, eğitim kurumlarına kayıyor hemencecik.

Birçok öğrenci için o sevimsiz(!) binalara ve asık suratlı(!)

öğretmenlere yani. Yine birçok öğrenciye çoğu kere bir işkencehane(!)

gibi gelen mekanlar! …

Niye böyle dar bir alana hapsediyoruz ki eğitim-öğretimi?

Oysa hatırlamak/hatırlatmak gerekir ki; eğitim-öğretim

hayatın tamamını kapsadığı gibi mekânı da bütün yeryüzü

coğrafyasıdır. Eğitmenler de sadece formel öğretmenlerden

oluşmuyor. Sokaktaki Ahmet amcanın bir çocuğun başını

okşaması, küçük bir makas alması, kızması; anne-babanın

bazen hiç konuşmadan bile sadece göz ucuyla bakışı, sokaktaki

kuşun ötüşü, kelebeğin kanat çırpması, arının vızıltısı,

ağacın yeşerip vakti geldiğinde yapraklarını dökmesi…

Hasılı bütün yeryüzü ve içindeki canlı cansız varlıklar eğitim-

öğretimin bir parçasıdır. Formel eğitim ise bunun minnacık

bir kısmı…

Oysa günümüzde bu minnacık parça dev aynasında öyle

büyütülüyor ki!… Dolayısı ile formel eğitim de ömür boyu

üzerinde izler taşıyan öyle fenalıklar yapıyor ki, ruhumuz bile

duymuyor. Haliyle bu eğitim fabrikasından tek tip mamuller

gibi tekdüze bireyler çıkıyor. Nerdeyse seri üretime bağlanmış

okul fabrikaları.

Okulda bireyler düşünmekten, hayal kurmaktan uzak

yetişiyorlar dolayısı ile. Üstüne bir de not, sınav psikolojisi,

devamsızlık, disiplin! … Formel eğitimin yaptığı bu ve benzeri

fenalıkları düzeltmek adına zaman zaman yapılan müdahaleler

ise acemi kasabın kurbana yaptığı eziyetin ötesine geçmiyor.

Halimiz bu maalesef!...

Oysa okullarda sadece öğrendiklerimiz değil, asıl yaşadıklarımız

hayatımızda kalıcı izler bırakıyor. Bir öğretmenden

işittiğimiz azar veya övgüler pekâlâ hayatımızı zindan

edebildiği gibi cennete de çevirebilir. Nitekim bunun birçok

örnekleri var çevremizde.

Öğretmenin her zaman çok bilgili olanı da eftal değildir.

Olağanüstü yetenekler de eğitimi faziletli kılmıyor. Lakin öğrencinin

ruhuna dokunabilen, gönlüne girebilen öğretmen en

bilgili, en faziletli, en maharetli, en başarılı… öğretmendir öğrenci

nazarında.

Çünkü eğitim, insana kendisi olmayı öğretmeli en başta.

Yani kendisini yaşayabilmeyi! … Kendisiyle ve çevresiyle barışık

bir insan olabilmeyi kavratmalı bize. Tabii bir sihirli değnek

gibi değil, doğal akışı içerisinde ve de usulünce….

Hayatın içinden seçilmiş eğitim tecrübesi, aslında hepimizin

yaşadığı ama bir türlü yerine getiremediği; tam tersine

görmemesi/uygulamaması için perdelerin çekildiği, engellerin

oluşturulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Görünürde yaşadığımız

konfor, bize sunulan teknolojik imkanlar eğitimi kolaylaştırmaya

değil zorlaştırmaya dönük kullanılıyor. Yani nehir

kendi doğal yatağından değil, yapay mecralardan kıvrandırılarak

akıtılmaya çalışılıyor.

Evet yineleyelim ve altını çizelim; ‘Düştüğümüz yerden

kalkmak istiyorsak, bu yer öğretmenin bulunduğu yerdir.’

O nedenle sen ‘Bana Öğretmenini Söyle’ ki; sana ne olduğunu/

olacağını söyleyeyim!..


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

O YIL

Geçip Giden Şeyler ve Geçmeyen Şeyler…

KIRMIZI KAR